
Türkiye, son 40 yıllık süreçte otomotivden beyaz eşyaya, savunma sanayisinden makineye kadar küresel ölçekte devasa bir üretim üssü hâline gelmeyi başardı. Ancak bugün Türk sanayisi, tarihinin en karmaşık ve çok boyutlu krizlerinden biriyle karşı karşıya.
Ünlü ekonomist Dr. Mahfi Eğilmez, kendi blogunda yayımladığı son analizinde Türk sanayisinin yapısal sorunlarını masaya yatırdı ve ekonomi yönetimi ile iş dünyasına hayati uyarılarda bulundu.
Eğilmez sanayinin artık tek bir temel ihtiyacı olduğunun altını çizerken, “Yalnızca daha fazla üretmek değil; daha verimli, rekabetçi ve yüksek katma değerli bir modele geçmek” dedi.
ÜRETİM İVME KAYBEDİYOR, KÂRLILIK ERİYOR
Analizinde TÜİK’in resmi verilerine dikkat çeken Mahfi Eğilmez, sanayideki ivme kaybını “TÜİK verilerine göre 2026 yılı Mayıs ayında sanayi üretim endeksi aylık bazda yüzde 2,9 azalırken, yıllıkta değişim göstermedi. İmalat sanayi üretim endeksi ise aylık yüzde 3,3 azalırken, yıllıkta yalnızca yüzde 0,3’lük sembolik bir artış sergiledi” rakamlarla ortaya koydu.
Bu verilerin üretimin sürdürülebilirliği açısından alarm verdiğini belirten Eğilmez, artan maliyetler ve daralan kâr marjları nedeniyle firmaların daha fazla üretmelerine rağmen daha az kazandıklarını, bunun da özellikle ihracatçı sektörlerde yatırım iştahını bıçak gibi kestiğini vurguladı.

SANAYİCİNİN BOĞAZINDAKİ ÇİFT TARAFLI KISKAÇ: KUR VE ENFLASYON
Sanayicilerin en büyük dertlerinden birinin döviz kuru ile enflasyon arasındaki öngörülemez ilişki olduğunu belirten Eğilmez, ihracatçının içine düştüğü paradoksu şu sözlerle özetledi:
“İhracat yapan firmalar gelirlerini döviz üzerinden elde ederken; ücret, enerji ve hammadde gibi tüm üretim girdileri Türk lirası cinsinden katlanıyor. Enflasyonun döviz kurundan daha hızlı yükseldiği bu dönemde ihracatçının fiyat rekabeti zayıflıyor. Diğer taraftan, üretimde ithal girdi payı çok yüksek olduğu için kurdaki ani sıçramalar da maliyetleri doğrudan patlatıyor.”
Eğilmez, bu düğümün çözümü için kalıcı tek yolun enflasyonun düşük tek haneli seviyelere indirilmesi olduğunu; mevcut para politikasının kamuda harcamaları kısacak sert maliye politikası önlemleriyle desteklenmesi gerektiğini ifade etti.
TEKSTİL SEKTÖRÜNDE TARİHİ KRİZ: FABRİKALAR YURT DIŞINA KAÇIYOR
Yaklaşık 1 milyon kişiye istihdam sağlayan ve toplam ihracatın yüzde 7 ila 8’ini sırtlayan tekstil ve hazır giyim sektörünün tarihinin en kritik eşiğinde olduğunu belirten usta ekonomist, acı tabloyu “Mısır, Bangladeş, Vietnam ve Pakistan gibi ülkeler çok daha düşük üretim maliyetleriyle uluslararası pazarlarda büyük avantaj sağlıyor ve Türk üreticilerini oyunun dışına itiyor. Bu baskı yüzünden birçok yerli firma kapasite küçültmeye giderken, bazı işletmeler ise üretimlerinin bir bölümünü doğrudan yurt dışına taşımayı tercih ediyor” şeklinde özetledi.
ÇIKIŞ REÇETESİ: GÜNEY KORE MODELİ SEÇİCİ TEŞVİK
Türkiye’nin imalat sanayisinde yüksek teknoloji ürünlerinin payının sadece yüzde 3,6 düzeyinde kaldığını hatırlatan Mahfi Eğilmez, mevcut yatay ve herkese dağıtılan teşvik sisteminin derhal terk edilmesi gerektiğini savunarak Güney Kore örneğini işaret etti. Eğilmez, “Güney Kore, elektronikten otomotive dünya markalarını yaratırken teşviklerini belirli stratejik ürün ve firmalar üzerinde yoğunlaştırdı. Türkiye de kaynaklarını onlarca sektöre parça parça dağıtmak yerine, küresel rekabet potansiyeli yüksek, teknoloji odaklı ürün gruplarına yönlendirmelidir. Bu seçici teşvikler de mutlaka performans ölçütlerine bağlanmalıdır” dedi.
“ÖNÜMÜZDE İKİ YOL VAR”
Eğilmez, sanayide CNC operatörü, kaynak uzmanı ve otomasyon teknisyeni gibi nitelikli teknik personel açığının da en az makine yatırımı kadar büyük bir sorun olduğunun altını çizerek yazısını şu tarihi yol ayrımıyla noktaladı:
“Türkiye’nin önünde iki yol bulunuyor: Ya düşük maliyetle üretim yapan ülkelerle fiyat rekabetine sıkışıp eriyeceğiz ya da teknolojiye, markaya ve yüksek katma değere dayalı yeni bir sanayi modeli inşa edeceğiz. Ya bunları yaparak dünya çapında markalaşacağız ya da Bangladeş, Pakistan ve Mısır’la ucuz mal üretimi konusunda yarışmaya (ve kaybetmeye) devam edeceğiz. Sanayimizin geleceğini belirleyecek olan tercih tam olarak budur.”

